13 Kasım 2009 Cuma

narvık

kalbin bedeninin dışına çıkmak istiyor; çarpıntısından değil, kıvranışından anlıyorsun. acıdan gözlerini açamıyorsun. dostunun, sevgilinin, kardeşinin kucağında kıvranıyorsun. her şey az sonra ölecekmişsin gibi planlanmış sanki. az sonra öleceğini düşünen bakışların karşısında az sonra ölecekmiş gibi görünüyor olmalısın. ölmeyeceğini de biliyorsun, kalbinin biraz sonra yerine bir kez daha alışacağını da. bir kadın saçma sapan bir cümle kuruyor televizyonda. gülüyorsun. gülüyorsunuz. unutmuş gibi yapıyorsun. bir şey yokmuş gibi yapıyorsunuz. susuyorsun.

12 Kasım 2009 Perşembe

nly

lütfen durun artık. kafamı taşıyamıyorum.

10 Kasım 2009 Salı

mec >< az

hakkında uzun uzun konuşabilirim; hem de seni seninle konuşabilirim...

bugün sokakta karşılaşsak mesela, oturmadan bir yere gözlerimizi birbirimize öfkeyle dikip sıralasak içimizdekileri. üstelik dilerim öfkelendikçe öfkelensek. bu defa suratının ortasına tükürmekten çekinmeyeceğimi bildiğimden elinin kolunun kuvveti de önemsiz. öyle bağırsak mesela. sen pısırıksındır ya, pısırıklığın öfkenle çıkar ya açığa, bu defa pısırık olmasan aslında, damarıma bastıkça bassan.

ben bu defa nihayetlendirsem bir geceyi, geceleri ve günleri bile... bundan 7 sene öncesini sonlandırsam. bundan 7 sene öncesini oraya, seni de karşılaştığımız yere gömsem. "Bu ne ihtişam? Bu ne muhteşem karşılaşma böyle!" desem. sen açamadan çeneni ben senin ne kadar aciz olduğunu bir kez daha söyleyebilsem. seni milyonuncu kez defetsem hayatımdan -ve bu defa dünyadan da... senden nasıl da nefret ettiğimi bağıra çağıra söylesem, yaptıklarını yapabileceklerini sıralasam. mesela bir çocuğun olursa nasıl bir tehlikenin kucağında, kolları arasında yetişmek zorunda kalacağını herkese duyursam. bağırsam, bağırsam, bağırsam...

geriye doğru gitsek koşa koşa, karşılaştığımız çim alana dönsek. çimlerin izleri henüz işlememişken pantolonlarımızın dizlerine, benim başım henüz ağrımaya başlamamışken bir de, anahtarımızı kaybetmediğimizin farkında olsak da evimize gidip orada uyuyabilsek sensiz. seninle karşılaştığımız o çim alana hiç gelmemiş olsam ben. ortaklığımız başlamadan bitmiş olsa...

ya da madem oldu bitti tüm bunlar. madem geldik yedi sene sonrasına şimdi şu anda karşılaşsak seninle son bir kez daha. hayatta yapabileceğim en kötü şey sandığımın en iyisini becerebileceğim bir gece yaşasam. sen de ölsen o geceyi. ikimiz aynı geceyi böylece paylaşmış olsak. böylece ben sana bıraktığım gecemi alsam sen de keyfine vardığın karanlığın bedelini ödemiş olsan. ne hoş...

neden bilmem, benden haberdar olduğunu düşünüyorum. mesela şimdi bu satırların sana, sahibine doğrudan, aracısız oulaşacağına inanıyorum. gözlerini benden alamadığını biliyorum. salyaların göz alıcılığımdan değil, midesizliğinden geliyor, bunu da biliyorum...

peki sen biliyor musun, seni çok seviyorum. bana; sırtını döndüğün herkesin bıçaklarını bilemeye başladığını, ilk fırsatta sırtına ve kıçına da hepsini bir bir sapladığını hakiki ve somut örneklerle anlattığından... anlatmakla kalmayıp birebir tecrübe ettirdiğinden... biliyor musun seni çok seviyorum. öyle ki bu sevgiden canın yansın istiyorum. canın gerçekten yansın. öyle ki benim sana duyduğum bu "sevginin" eşsizliği ile yarışsın o sızı, dinmesin istiyorum. ben cenneti de cehennemi de dünyada yaşadımıza inanmışken, sen de kendi cehenneminde bir an önce yanmaya başla istiyorum...

seni çok seviyorum. bugün sokakta son bir kez karşılaşsak, önce suratına tükürsem, sonra seni öldüresiye dövsem hiçbir şey yok gibi yoluma devam etsem... biliyor musun yedi senenin sonunda sadece bunu istiyorum... intikam için yaşamasam da bir gün, inandığım tek intikam için, bu yegane intikam duygusu için ölebileceğimi bilmeni istiyorum...

seni çok seviyorum, ben gelmeden ölmeni istemiyorum...

sİz

biliniz ki bugüne kadar "iki yüzlü davranmadığınız hususunda" kendi kendimize yaptığımız telkinler atık işe yaramıyor. hayır, yaramasında zaten, bunu isteyen kim?

dünyayı kurtaracak olan yegane kişi değilsek iyi biri olmak zorunda da değiliz her zaman. bize ne ki kırılıp dökülenlerden? bundan sonra siz nasıl yüzümüze pembe kıçımıza kara iseniz biz de sizin yüzünüze kara kıçınıza daha kara olacağız. biliniz, mümkünse unutmayınız da bu sözlerimizi.

ola ki biz unuttuk kendi sözlerimizi, yine koştuk, yine dinledik sıra sıra yalanlarınızı, rica ederiz hatırlatınız; "hepsi yalandı, sonrası da öyle olacak, bunları unutma" deyiniz. rica ederiz...

ben, tek başıma ben, kendimi aptal gibi hissediyorum her defasında. kucak açma hastalığı nereden geliyor bilmiyorum. sizin anneniz değilim. olmak da istemedim. hiç anne olmadım, olur muyum bilemiyorum. ama sanki tüm dünyanın anası benmişim, bütün küfürleri de ben yemişim gibi kalakalıyorum, orada, ortalıkta. O meydanda, çok kalabalık, çok büyük ve korkutucu o meydanda hakikaten aptaldan daha aptal hissediyorum. sizi tüm bu duyguları bana tek başına taşıyabilen yegane kişi olduğunuz için kutluyorum.

insanlığa dair bildiğim ne varsa alaşağı edişiniz, beni hayretlere sürükleyişiniz, o çirkinliğiniz, yapışık gülümsemeniz, o sevmediğim incelttikçe incelttiğiniz sesiniz... midem altüst... yine de rica ederim o sesinizle unutkan bana hatırlatınız; "benim bu. o en sevmediğiniz yanımla benim. sizi kemirir, çiğner, öğütür ve dışarı atarım. toprağa karışıp çirkin bir otta bedenlenmenizi bekler, yine kemirir, yine çiğner bu defa tükürürüm." rica ederim benim unuttuklarımı siz unutmayınız.

02 Kasım 2009 Pazartesi

latpanisnes

herkesin başına her şey gelebilir ama elbete herkes her şeyi kabullenmek zorunda değildir.





*herkesin başına gelen her şey -diğer- herkese aptalca gelebilir ama elbette aptallık da eşeklik gibi baki olduğundan herkes her şeyi anlayamayabilir...

20 Ekim 2009 Salı

26

yarın benim doğumgünüm... kendi yüzyılımın ilk çeyreğini bitiriyorum... zor bir yıldı... büyüme sancılarımı, ergenlik acılarımı henüz atlatmakta olduğumu sık sık hissettiğim bir yıl... ve tabii saçma sapan hem tatsız hem de çok güzel bir yıl... çok saçma...


mutlu yıllar bana...

12 Ekim 2009 Pazartesi

19

bu özlem anlatılacak gibi değil.

6'dan sonra yaş almadım ben. orada asansörün kapısında kalıp beni tanımanı bekledim. senin aklın beni tanımayacak kadar yorgun, bedenin takatsiz kalacak kadar hastaydı. ben anlamayacak kadar küçüktüm.

şimdi yine... seni çok özledim... 19 sene ne demek bilmiyorum... ben bir daha gelemeyecek oluşunu yeni öğrendim... sen o kapıdan daha yeni çıktın, annem daha az önce sarıldı abimle bana aynı anda, abimin özleri daha yeni doldu... her şey az önce ben gözlerimi kırpmadan biraz önce oldu... 19 sene ne demek bilmiyorum... bundan sonrası nasıl geçer bilmiyorum... ne oldu, nasıl ve neden oldu bilmiyorum... 19 sene ne demek bilmiyorum... seni çok özlüyorum...

06 Ekim 2009 Salı

küçük

"elimde olsa arada bir ziyaret etmek isteyeceğim zaman çocukluğum olurdu sanırım. bir de elinden tutup seni de götürmek isterdim" demişti...

aklımdan tuttu, götürdü, hepsini alığ aklıma getirdi...

04 Ekim 2009 Pazar

kal(ı)p

seni her geçen gün biraz daha sevmiyorum. hayatı boyunca her defasında kredi yenilemesine giden ben bile tamamını tüketmişken, sırtının yerden kalkacağını sanmıyorum. senin için güzel bir şey dilemem gerekseydi bu "kalan ömründe yeni kurbanlar bulman, tamamını sever gibi yapman ve bunların hiçbirini çaktırmadan yoluna devam edebilmen" olurdu.


ah ne acı. insanlar her geçen gün biraz daha kirleniyor, benim gibi ahmaklarsa azaldıkça azalıyor. dolayısı ile ne temiz ne de ahmak kimse kalmadığında olası dileklerimin tümü çoktaaan suya düşmüş oluyor. senin için üzülemiyorum. senden önce üzülmem gereken yüzlercesi sırada olduğu için kızamıyorum da. sıradan hiç çıkmayacağını bildiğimden bu uzuuun bekleme sürecinin sonunda sana yine üzülüp tek ahmak olarak yoluma devam edeceğimi biliyorum.


ne diyeyim bana şimdiden geçmiş olsun, sense...

herkesin kalbine göre olsun işte, herkesin kalbine göre...

30 Eylül 2009 Çarşamba

girift

ne kadar da güzel özetledim...